
Faizsiz Bankacılık Hakkında
Kar ve Zarara katılma prensibi ile çalışan Faizsiz Bankacılık; sistem olarak müşterilerden fon toplayıp reel sektöre kredi olarak kullandırarak elde edilen karın yine müşterilere dağıtılmasını esas alır.
Faizsiz Bankacılık hakkında merak ettikleriniz...
- Faizsiz Sistem ve Tarihsel Süreci Nedir?
- Faizsiz Bankacılık Sisteminin Dünya Üzerinde Örnekleri Var mıdır?
- Faizsiz Sistem Nasıl İşliyor?
- Faiz ile Kar Payının Farkı Nedir?
- Dağıtacakları Karı Önceden Açıklıyorlar mı?
- Katılım Bankalarının Ülke Ekonomisine Katkıları Nelerdir?
- Mevduata Güvence Veriliyor mu?
- Bu sistemde, Bankalarda Görülen Faiz, Açık Pozisyon, Kur Riskleri Gibi Temel Riskler Var mıdır?
- Katılım Bankalarının Sürekli Kar Etmesindeki Faktörler Nedir? (Neden Zarar Etmez)
- Katılım Bankalarınca Dağıtılan Kar Oranlarınızın Faiz Oranlarıyla Paralel Olmasının Sebebi Nedir?
- Müşterileriniz Kimlerdir? Genelde Belli Bir Kesimle mi Çalışıyorsunuz?
Kar ve zarara katılmayı esas alan faizsiz bankacılığın tarihsel sürecini incelediğimizde, modern anlamda faizsiz bankacılık ihtiyacının 20. Yüzyılda İslam ülkelerinde görülmeye başlayan sanayileşme hareketleri ve 1970'li yıllarda petrol fiyatlarının ani artışı ile ortaya çıktığı görülmektedir. Bireysel anlamda kişilerin tasarrufları ticaret erbabının elinde kar-zarar ortaklığı esasına göre değerlendirilmekteydi; fakat sanayileşme ile birlikte büyük yatırım projelerinin finansmanı için bu kişisel tasarrufları bir araya getirebilecek faizsiz bir bankaya ihtiyaç duyulmuştur.
Faizsiz bankacılığın geçmişi M.Ö. 2123–2081 yılları arasında Babil'de hüküm süren Hammurabi'ye kadar uzanmaktadır. Ünlü Hammurabi Kanunları'nın 100–107. bölümleri ikraz (borçlanma) işlerinin nasıl düzenleneceğini gösterirken, özellikle faizsiz yatırımın tarihte ilk örneği olarak ortaya çıkmaktadır. İslamiyetin doğuşu ve yayılması ile birlikte borçlanma, ortaklık ve kiralama gibi bugünkü faizsiz bankacılığın temel kavramları da gelişmiş ve geniş bir coğrafyada uygulama alanı bulmuştur.
Faizsiz Bankacılığın en önemli örneği Türkiye'nin de üyesi bulunduğu İslam Kalkınma Bankası'dır. Türkiye 1984 yılında İslam Kalkınma Bankası Yönetim Kurulu'nda devamlı üye bulundurma hakkını elde etmiştir. Böylece Türkiye elli devleti çatısı altında toplayan İslam aleminin en büyük finansman kuruluşunda çok etkin rol oynayabilecek konuma gelmiştir.
Bugün uygulayıcıları arasında Citibank, Barclays Bank, Commerzbank gibi klasik bankaların da yer aldığı faizsiz bankalar; Güney Afrika'dan Kazakistan'a ABD'den Pakistan'a uzanan bir coğrafyada ve sayıları 60'a ulaşan ülkede faaliyet göstermektedirler.
1980'li yıllara kadar ithal ikameci büyüme politikaları izleyen Türkiye bu tarihten sonra dünyaya açılmayı hedef alan ihracatla büyüme stratejisi izlemeye başlamıştır. Bu dışa açılma stratejisi dünyada var olan yeniliklerin finans alanında da ülkemize kazandırılmasını sağlamıştır. 28.7.1981 tarihinde Türkiye'de 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu kabul edilmiş, 1983 yılında İstanbul Menkul Kıymetler Borsası kurulmuş ve Borsa'nın kurulmasıyla birlikte bütün sermaye piyasası araçları birer birer uygulamaya konulmuştur. Aynı şekilde T.C. Merkez Bankası bünyesinde para piyasası kurulmuş, İnterbank piyasası, dövizdeki liberalizasyonla birlikte döviz büfeleri, leasing, factoring şirketleri sermaye piyasası aracı kurumları gibi birçok yeni kurum mali sisteme dahil edilmiştir. O dönemlerde yaşanan döviz krizi, yabancı sermaye ihtiyacı ve tıkanan ekonominin çarklarının döndürülmesi maksadıyla Türkiye'de yabancı bankaların da kuruluşuna izin verilmiş ve 13 yabancı banka Türkiye'de şube açmış ve tasarruflarını faizsiz esasa göre değerlendirmek isteyen vatandaşlarımıza bu imkan sağlanmıştır. 19 Aralık 1999 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılmasına ilişkin 4491 sayılı Kanun ile 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun bazı maddeleri değiştirilerek Özel Finans Kurumları Bankalar Kanunu kapsamına alınmıştır. Özel Finans Kurumları uygulaması ile hedeflenen, Türkiye'de düşük olan özel tasarrufların teşvik edilmesi özellikle inançlarından dolayı "yastık altı"nda, atıl olarak ekonominin dışında gayrimenkul, döviz, altın gibi alanlara kayan tasarrufların ekonomiye kazandırılması olmuştur.
Özel Finans Kurumları Kurulması Hakkında 83/7506 sayılı kararname ve eki Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı ile T.C. Merkez Bankası Tebliğlerinin yayınlanmasından sonra, 1985 yılından itibaren Türkiye'de 6 adet Özel Finans Kurumu kurulmuştur. 2006 yılı itibarıyla özel finans kurumları katılım bankası statüsü almıştır. Bugün itibariyle Türkiye'de 4 adet katılım bankası faaliyet göstermektedir.
Katılım bankaları Bakanlar Kururu Kararına istinaden kurulmakta, Bankalar Kanunu'na uygun olarak faaliyet göstermekte ve 25 yılı aşan bir süredir yastık altı paraların ekonomiye kazandırılması konusunda önemli işlevler üstlenmektedirler. Bir anlamda Risk Sermayesi (Venture Capital) kuruluşu niteliğinde olan katılım bankaları, topladıkları atıl (yastık altı) fonları doğrudan Türk sanayicisi ve müteşebbisinin ihtiyaç duyduğu hammadde, yarı mamul ve mamul maddeler ile yatırım mallarının temininde kullanmak suretiyle ülke ekonomisine ciddi katkılar sağlamaktadırlar.
Bugün dünya üzerinde 100'ün üzerinde Faizsiz Banka bulunmaktadır. Bu bankalardan 4'ü Türkiye'de olup "Katılım Bankaları" adıyla faaliyet göstermektedirler. Faizsiz Bankaların bulunduğu devletlere örnek olarak İsviçre, Lüksemburg, Danimarka, Filipinler, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Güney Afrika ve Bahama Adaları sayılabilir. Bünyelerinde faizsiz bankacılık birimi kuran bankalar arasında ise, Citibank, Union Bank of Switzerland, Kleinwort Benson, ANZ Grindlays, Goldman Sachs, United Bank of Kuwait ve Arab Banking Corporation sayılabilir.
Faizsiz sistemde, özel cari hesaplar veya katılma hesapları (kar zarara katılma hesapları) ile toplanan fonlar finansman desteği, kar zarar ortaklığı, leasing ve mal karşılığı vesaikin alım-satımı gibi fon kullandırma teknikleriyle reel sektöre geri dönüşü sağlanır. Bu metotlarla elde edilen karın %80'i hesap sahiplerine katılma oranlarına göre dağıtılır, %20'si kurum payı olarak ayrılır.
Finansman Desteği: İşletmelerin ihtiyacı olan her türlü hammadde, yarı mamul, mamul, gayrimenkul, makine ve teçhizatın yurtiçinden veya yurtdışından tedarik edilmesi, bedelinin müşteri adına satıcıya peşin ödenmesi ve müşterinin vadeli borçlandırılması
Kar Zarar Ortaklığı: Belirli bir faaliyetin veya belirli bir parti malın alım satımı ve faaliyet kar veya zararına, kurumla müşteri arasında önceden akdedilen oranlar dahilinde katılımı sağlayan ortaklıktır.
Leasing: Bir menkul veya gayrimenkulün kullanım hakkının (risk ve menfaatlerin) sahibi (lessor) tarafından belirli bir süre için ve belirli bir kira karşılığında bir kiracıya (lessee) verilmesi işlemidir.
Mal Karşılığı Vesaikin Alım-Satımı: Dış ticaret ve kambiyo mevzuatı çerçevesinde, katılımları bankalar ile fon kullanan arasında düzenlenecek yazılı bir akde istinaden, mal karşılığı vesaikin, katılım bankalarınca peşin satın alınması ve vadeli olarak fon kullanana daha yüksek bir fiyattan satılması işlemidir.
Faiz, belirli bir miktardaki anaparanın belirli bir vadede, belirli bir oranda elde ettiği getiri olarak tanımlanabilir. Yani borç verenin (banka ya da özel kişi) vadeyi ve oranı belirlediği, alanın da kabul ettiği bir uzlaşma söz konusudur. Faizli uygulamalarda her iki taraf, üzerinde anlaşılan vade geldiğinde anaparanın dışında ne kadar vereceğini ya da alacağını bilmektedir.
Faizsiz çalışma esasına dayalı kar payı ise, taraflarca belirlenen vadeye kadar ticari veya sınai bir ekonomik faaliyette kullanılan anaparanın elde ettiği karın vadesi geldiğinde anlaşılan oranda taraflara dağıtılan kısmıdır. Vade sonunda elde edilen getiri, yani kar, % 80'i tasarruf sahibine, % 20'si kuruma olmak üzere dağıtılır. Kar payı esasına göre çalışan sistemde anaparanın vade geldiğinde ne kadar kazandıracağı belirli değildir. Kredilendirilen projelerden zarar edilmesi de ihtimal dahilindedir. Faizli sistemde ise bu mümkün değildir, vade geldiğinde önceden taahhüt edilen tutar mutlaka anapara sahibine ödenmelidir. Kısaca, kar payı ile faiz arasındaki temel fark, faizde anaparanın vade sonundaki kazancı taahhüt edilirken, kar payında kazancın destek verilen projelerin verimliliğine göre oluşmasıdır.
Dağıtılacak karları önceden açıklamak hiçbir şekilde mümkün değildir. Gazetelerde ya da şubelerde ilan edilen kar payları ileriye yönelik dağıtılacak karları gösteren bir tablo değildir. Açıklanan rakamlar bir önceki hafta sonu itibariyle vadelere göre oluşmuş ve dağıtılmış kar paylarını göstermektedir. Müşterileri bilgilendirmek amacıyla ilan edilmektedir. İleriye yönelik bir taahhüt değildir.
Katılım Bankalarının ekonomimize pek çok katkısı vardır. Finansal sisteme girmeyen fonları sisteme kazandırarak tasarruf sahibine kazanç sağlaması, gelir dağılımını düzenleyici etkileri, reel sektöre kaynak aktararak ekonominin büyümesine olan katkıları, kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin kayıt altına alınması, kurumlar vergisi, KDV, KKDF ve BSMV ödeyerek kamu maliyesine katkıları, reel sektörün doğrudan fonlanması sebebi ile istihdamın sürekliliği ve artışı ile sosyo-kültürel faaliyetlere katkıları sayılabilir.
5411 sayılı bankacılık kanunu ile tüm bankalardaki mevduatların 50.000 YTL'lik kısmı TMSF güvencesi altına alınmıştır. Katılım bankaları da bankacılık sistemine dahil olduğu için aynı şartlar burada da geçerlidir.
Katılım Bankaları, topladıkları fonları çalışma prensipleri gereği, faizli işlem yapılan bankalar arası piyasada ve bono-tahvil piyasasında değerlendirmemektedir. Dolayısıyla faizlerin kriz zamanlarındaki anormal yükselişleri bu kurumları etkilememektedir. Topladıkları fonları döviz ya da dövize endeksli olarak kullandırdıkları, yani topladıkları USD ya da EURO cinsinden fonları yine USD ve EURO olarak, YTL fonları da YTL olarak kullandırdıkları için açık pozisyon tutmamakta ve böylece kur riski de taşımamaktadırlar. Bu durum, esas aldıkları faizsiz finansman prensipleri itibariyle Katılım Bankalarındaki tasarruflar için fiili bir güvence oluşturmaktadır.
Katılım Bankaları 17 faaliyet yılı içinde zarar etmemişlerdir. Ticari hayatta kar kadar zarar da doğaldır ve kaçınılmazdır. Bu hiç etmeyecekler anlamına gelmemelidir. Katılım Bankaları her dönemde, değişik nitelikteki pek çok projeye destek olmaktadırlar. Dönem sonunda verilen kredilerin, yani destek verilen projelerin getirilerine bakıldığında, bazı projelerin beklenenden yüksek, bazılarının beklendiği gibi, bazılarının ise beklenenin altında kar getirdiği hatta bazı işlerden zarar edildiği görülebilir. Fon desteği sağlanan projelerin çoğunluğundan kar elde edilmesi durumunda, doğal olarak Kurumun katılım hesaplarına zarar dağıtması söz konusu olmayacaktır. Ancak bu kurumların kötü yönetilmesi veya piyasalarda global krizin olması gibi olağandışı şartlarda, müşterilerinin hesaplarına zarar dağıtılabileceği de göz ardı edilmemelidir. Neticede, bu kurumlar kar/ zarar esasına göre çalışan ve yatırım yapan kurumlardır.
Katılım bankalarının dağıttığı karların banka faiz oranlarıyla aynı olması söz konusu değildir. Katılım bankalarının kendi içlerinde bile dağıtılan kar oranları farklıdır. Kar oranlarındaki küçük farklar bile toplamda büyük rakamlı sonuçlara götürür. Ülkemizde faaliyet gösteren katılım bankaları, topladıkları fonların büyük kısmını üretim desteği sağlama yani, işletmelerin üretim faaliyetinde ya da ticarette kullandıkları hammadde, mamul ya da yarı mamul ihtiyaçlarını karşılama yöntemiyle kullandırmaktadırlar. Diğer taraftan bankalar paranın yatırılması aşamasında vereceği faiz oranını belirliyor. Oysa katılım bankaları geçerli kar marjları üzerinden parayı değerlendirip, kazandığını paylaşıyor. Önceden bir belirleme kesinlikle mümkün olmadığı için zaten bankaların takip edilmesi gibi bir durum söz konusu değil. Yani, müşteri Katılım Bankalarının verdiği oranı yüksek bularak faizli bankalardan veya satıcılardan daha düşük maliyetle kredi kullanabilmektedir. Piyasada oluşan oranlardan daha yüksek kredi oranları oluşursa Katılım Bankalarındaki fonlar atıl kalabilecek tam ters bir durumda ise Katılım Bankaları zarar etmiş olacaklardır. Bu durum göz önüne alındığında, Katılım Bankalarının elde ettiği ve dolayısıyla tasarruf sahiplerine dağıttığı kar paylarının neden bankalarca verilen faiz oranlarına yakın seyrettiği daha net olarak görülebilmektedir.
Katılım bankalarının herhangi bir ideolojisi yoktur. Tasarruflarını Katılım Bankalarında değerlendiren insanların önemli bir kısmını tasarruflarını faiz enstrümanlarında değerlendirmek istemeyen kişiler oluşturmakla birlikte, yüksek getiri bekleyerek bu kurumlarla çalışmak isteyen müşteri sayılarında da önemli artışlar görülmektedir. Katılım Bankaları, kuruldukları tarihten bu güne kadar ekonomik hayatın içerisinde bulunan ya da tasarruflarını faizsiz getirili enstrümanlarda değerlendirmek isteyen toplumun her kesimi ile din, dil, siyasi tercih, mezhep, etnik farklılık gözetmeden ticaretinde dürüst her kesimle çalışmaktadır.















Menü yükleniyor...




